google analytics

23 Mayıs 2022 Pazartesi

Terapinin Neden Terapi Odasının Dışında da Etkili Olabileceğine İlişkin Bazı Nedenler

Bu yazının özgün hali Psych.co web sitesinde yayımlanmıştır. Makalenin tam haline buradan ulaşabilirsiniz.

Photo by Yui Mok/PA Images/Getty
Fotoğraf: Yui Mok/PA Images/Getty

Sigmund Freud hastaları ile konuşurken genellikle göz teması kısıtlamalarından arınmış bir şekilde danışanının arkasına geçer ve döşemeli rahat bir koltuğa yaslanırdı. Ama danışanlarıyla çalışmayı sevdiği tek yol bu değildi. Bazı  zamanlarda Freud hastalarını Viyana'nın sokaklarına ve yeşil alanlarına götürürdü. Yan yana yürümenin bazılarının gevşemesine ve normalde olduğundan daha özgürce konuşmasına yardımcı olduğunu hissetmişti.

Bir yüzyılı hızlı ileri sardığımızda, günümüz ruh sağlığı hizmetlerine başvuran danışanlar farklı bir deneyim yaşayacaklar. Muhtemelen bir kanepede yatmaları istenmeyecek ancak terapileri neredeyse kesinlikle bir odada olacak. Mekan içinde olmanın birçok faydası var: Terapi odası mahremdir, öngörülebilirdir ve bir güvenlik veya çevreleme hissi sunabilir. Ama bu herkes için işe yaramıyor. Terapiden fayda görecek olanlardan bazıları, bu şekilde bir formatı oldukça rahatsız edici ve yüzleştirici bulduğu için terapiyi yarıda bırakmayı tercih edebiliyor. Bu kişiler için kapalı bir alanda bir terapistin karşısında oturmak son derece korkutucu, baskıcı ve kliniktir.

Uygulamalarımda terapiyi terapi odasının dışına taşımanın bazı faydalarını gördüm. Klinik psikoloji eğitimimden önce, evsiz gençlerle birkaç yıl geçirdim ve açık hava önemli bir terapötik alandı. Gençlerin çoğu başlangıçta psikolojik destek almak konusunda isteksizdi. Meslektaşlarım ve ben, desteğin nasıl olması gerektiği konusunda ön yargılı fikirlerle yaklaşmak yerine onlarla nerede buluşacağımız ve nasıl yardım edeceğimiz konusunda esnek olmamız gerektiğine karar verdik. Onlarla Birmingham sokaklarında yürürken, Göller Bölgesinde kano yaparken veya civardaki dağlara tırmanırken terapötik görüşmeler yürüttük. Daha geleneksel ortamlarda açık havaya çıktığımızda birçok genç terapi odasında görmediğimiz bir şekilde kendilerini açıldı.

Azınlık bir terapist grubu -çoğunlukla özelde çalışanlar- genellikle iç mekan terapisiyle birlikte açık havada konuşma terapisi de sunuyor. Bu dış mekanlar kırsal patikalardan, ormanlık alanlara, kent içi park veya yürüyüş yollarından doğal güzellik alanlarına ve hatta bir terapi odasının arkasındaki bahçeye kadar değişkenlik gösterebilir. Bazı terapistler ve danışanlar oturarak görüşürlerken bazıları "yürü ve konuş" formatında çalışır, bir başkaları da bahçe işleri yapma, tırmanma veya doğa yürüyüşü gibi açık hava etkinlikleriyle birleştirir. Bu oturumlarda doğa ya terapinin kendisine entegre edilebilir ya da daha pasif bir şekilde sürece bir zemin sağlayabilir. Bu tür uygulamalar yapan terapistler deneyimlerini anlattıklarında çoğu danışan için dış mekanın iç mekandaki terapiden daha etkili olmasa da aynı düzeyde etkili olduğunu bildirmiştir.

Bunun esasen neden doğru olduğuna ilişkin birçok nedeni vardır. Bir canlı tür olarak varlığımızın yüzde 99'unu avcı-toplayıcılar olarak tabii dünyanın içine dalarak geçirdik. 1984'te Amerikalı biyolog Edward O. Wilson, "biyofili" fikrini popülerleştirdi: İnsanlar sanayileşme ve kentleşme ile doğadan söküp atılmış olsa bile doğal dünya ile bağlantı kurmaya doğuştan ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı açıklamaya yönelik bir olasılık; açık hava terapisi iç dünyamızda derin köklere sahip cazibe ile özel bir bağ, güvenlik ve öngörülebilirlik sunması olabilir.

Sorunlar, insanlar tarafından bazen dışarıda daha az ezici şekilde hissedilebilir. Doğa, insan kusurlarımıza ve savunmasızlıklarımıza karşı kayıtsız bir konuma sahiptir ve modern yaşamın stres ve sıkıcılığının daha geniş varlığımızın yalnızca bir parçası olarak görülmesine izin verir. Bu nedenle doğa, insanları özgürleştirmek ve alternatif bakış açıları ortaya çıkarmak için eşsiz bir güce sahiptir. Bir çalışmada, yabani bakir doğada grup terapisi gören bir katılımcı, ortamın “dünyanın geri kalanından ayrılmasına ve zihnini temizlemesine” olanak sağladığını söylemiş. Bir terapist ise insanların doğada daha kolay açıldıklarını aktarmıştır. Başka bir çalışmada, danışanlar, doğal alanlar ile yeniden canlanan bir bağın kendilerine terapi bittikten sonra geri dönecekleri bir terapötik yer sağladığını anlattılar.

Birçok terapistin yakınlardaki yeşil alanlara erişimi yoktur; bunun yerine daha kentsel ortamlarda takılırlar. Doğanın yokluğunda bile yürümenin bir özgürlüğü vardır. "Yürüme ve konuşma terapisi" kullananlarla ilgili bir çalışmada bir terapist, "yürüme ve konuşma sırasında [bir danışanın] zihninin ve vücudunun bütünleştiğini, … bir şeye takılıp kaldıklarında sadece ileriye doğru yürümenin ve hareket halinde olmanın onlara yardımcı olduğunu" söylemiştir.

Yine de bu zenginlik dolu dış çevreye rağmen terapistlerin çoğu mekan içinde kalmaya devam ediyor. Bazıları konuşmalarının duyulacağından, danışan gizliliğini bozacağından, hava koşullarının rahatsız edici olabileceğinden veya terapiden kopabileceklerinden endişeleniyor. Diğerleri, danışanlar arasında geçiş yapmanın fazladan zaman almasından kaygılanıyor. Bazı terapistler açık havada terapi yapmak istemekte ancak çalıştıkları hizmetlerin kuralları gereği bunu yapmaları engellenmektedir.

Ayrıca dış mekan terapisi belirli danışanlar veya zorluklar için uygun olmayabilir. Terapistlerin “yürüme ve konuşma” terapisine ilişkin algılarını araştıran bir çalışmada, katılımcılar örneğin travmayla uğraşmanın zor olacağını bildirmişlerdir. Bir terapist şunları söylemiş: "Sokak yolunda travmalarımı işlemek istemem. Kapalı bir alanda bir ofiste oturmanın daha etik olduğunu düşünüyorum."

Bununla birlikte açık hava konuşma terapisini deneyimleyenler, bu engellerin bazılarının beklenenden daha az sorunlu olduğunu düşünmüş. Dış mekan konumunun uygun şekilde hazırlanması ve dikkatli seçilmesiyle birçok potansiyel risk azaltılabilir. Terapistler ayrıca potansiyel risklerin (yürüme esnasında başka biriyle tanışmak gibi) danışanlarıyla önceden tartışıldığı şeffaf ve sürekli bir onay sürecini önermektedir.

Danışan veya terapist dışarıya çıkmanın çok riskli veya rahatsız edici olduğunu düşünürse elbette içeride kalabilirler. Ancak dış mekan terapisi bazı danışanlara, terapistlere veya zorluklara uymadığı için bir başkaları için silinen bir seçenek olmamalıdır. Akıl sağlığı bakımından herkese uygun evrensel bir yaklaşım yoktur. Örneğin; bazı insanlar psikodinamik yaklaşımlar yerine bilişsel davranışçı terapiyi; bireysel terapiye karşın grup terapisini; dijital görüşmelere karşın yüz yüze görüşmeyi tercih edebilirler. Terapinin yerini seçmek de –içeride veya dışarıda– bundan farklı değildir.

Terapistler halihazırda birey merkezli hizmet -danışanın bireysel ihtiyaçlarına göre şekillenen bakım- sunmaktadırlar. Çoğu durumda bu uyarlama, terapinin içeriği için de gerçekleşir: Ne hakkında konuşulacağı ve nasıl yaklaşılacağı gibi. Bu konuşmanın gerçekleştiği yerin bağlamı da tartışılmalıdır çünkü terapi odasının sınırları bazı insanları yardım aramaktan tamamen alıkoyabilir. Dışarıdaki harika ortam danışan için uygun görünüyorsa terapistler Freud'un ayak izlerini takip etmekte ve terapi odasının ötesine geçmekte özgür olmalıdır.


Sam Cooley, Leicester Üniversitesinde stajyer klinik psikologdur. Spor ve egzersiz psikolojisi alanında doktora derecesine ve İngiliz Psikoloji Derneğin tarafından imtiyazlıdır. Kısa süre önce açık havada konuşma terapisi hakkında bir inceleme ve BPS kılavuzları yayınlamıştır.

2 yorum: