google analytics

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Papatya - Kısa Deneme

İnsan doğası gereği değişkendir. Kararlarını, davranışlarını, düşüncelerini, duygularını çoğu kez stabil tutamaz. "Denge" kavramı  başlarda anlamsızdır, lügatindeki sıradan sözcükler yığınında, değersiz bir yeri vardır yalnızca. Çünkü kaybetmek nedir, bilmiyordur henüz. Elindekilerin değerinin farkında değildir çoğu kere. Ve zamanla bu kıymet bilmezlik artar durmadan. Giderek nankörleşir. Anlamaz kadri kıymetini sahip olduklarının. Mutluluklarının, gücünün, duyumsamalarının ve en nihayetinde sevdikleri o biricik insanların... Ben de bu değerbilmezler kervanın başında gelen bedevilerdendim sanırım... Ta ki kaybetmek nedir bildim ya işte, o gün farkına vardım bir zamanlar dünyanın en talihli insanı iken birden elindeki varı yoğu alınmış bir tek beş para etmez ruhuyla baş başa kalmış birisi olduğumu. Ama biliyor musunuz, insanın zamana bırakınca alışamayacağı şey yok gibi. Ve günler, aylar geçtikçe, insanın tek avuntusu geçmişten kalan hatıralar oluyor. Bir daha geri gel(e)meyecek olan o anlarda vakit geçirir hale geliyor akıl zamanla. "Keşke"lerin ve "neyse"lerin arasında dolanıp volta atıyor umutsuzca, ah-ı vah ederek. Benim ise tek fotoğrafım var içinde "O"nunla yaşadığım. Tasvir edebileceğim tek bir anı. Ne kadar kısıtlandırılmış, gündelik dünyadan yalıtılmış değil mi?..  Ama işte yetinmeyi öğreniyorsun. Elden başka ne çare gelir ki...

       "Gülgonca" derdim hep ona. Çok yakışırdı bu isim. Severdi de böyle hitap etmemi. Her söylediğim de cennetten gelme bir gülümseme belirirdi yüzünde, biraz da utangaçtı yapısı gereği ya. Bu yüzden yanakları al al kızarırdı.  Çok severdim o halini. Güldüğü zaman ruhum en mutlu zamanlarını geçirirdi onun yanında, bir daha hiç olmayacağı kadar. Sanırım onu her zaman bu portresiyle hatırlayacağım. Başında da tüm gün dolana dolana beraber topladığımız papatyalardan yaptığım bir çiçek taç vardı, çok severdi papatyaları. Bu yüzden papatyalar her zaman daha bir güzel gelir gözüme o günden beri. 

17 Mayıs 2013 Cuma

YERALTI

"Fazlasıyla bilinçli olmak, hatta bilicin her türlüsü hastalıktır." diyordu, fazlasıyla bilinçli olmanın bedelini, ömür boyu sürecek ağır bir yalnızlıkla ödeyen kahramanımız. Farkında olarak yaşamanın cezası, hayatı boyunca huzur yüzü görmemekti. En kötüsü de, o her şeyin farkındayken kimsenin onun farkında olmamasıydı. Hani şu, hayatı çok merak edilmeyen, hiçbir ayırt edici özelliği olmadığı sanılan insanlardan bir insan... Oysaki nelerini vermezdi, olumsuz da olsa bir nitelik atfedilmesi için kendisine. 'Şu tembel adam' deseler, 'Hani şu ters, aksi adam mı?' diye sorsalar ne olurdu sanki! Hiçbiri olmadı. Kimse görmedi. O da yalnızlığına çekildi, yani yeraltına...

12 Mayıs 2013 Pazar

Düşünceler Üzerine Kısaca

- Peki, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

+  Nasıl hissediyor olabilirim? İnsanlar artık düşünmüyor. Sadece hissediyor. "Nasıl hissediyorsun?", "Üzgünüm ama bizim grup olarak hissettiklerimiz farkl…", "Bu konuda hiç iyi hissetmiyorum.". Biliyor musun, bizim neslimizin en önemli sorunlarından biri hissettiklerine düşünce ve fikirlerden daha çok önem veren insanlar tarafından yönetilmesidir. Düşünce ve fikirler... Benim ilgimi çeken bunlar. Bana ne düşündüğümü sor, ne hissettiğimi değil.

 -Ne düşünüyorsun Margaret?

+ Düşüncelerine dikkat et, bir gün sözün olurlar. Sözlerine dikkat et bir gün hareketin olurlar. Hareketlerine dikkat et, bir gün alışkanlığın olurlar. Alışkanlıklarına dikkat et, bir gün karakterin olurlar. Ve en önemlisi karakterine dikkat et, bir gün kaderin olurlar. Ne düşünürsek o oluruz. Babam böyle derdi...