google analytics

1 Temmuz 2018 Pazar

Mavi Kaplı Defter


Mavi defterler… Önümde mavi kaplı bir defter/ajanda duruyor. (Defterlerimin çoğu mavi kaplı. Bunun, Mavisini Yitirmiş Yaşamak ‘la bir ilgisi olmalı), Son sayfası defterin, 31 Aralık Cumartesi... Çevirseniz bitecek, arkası boşluk. Defterlerin son sayfası eski bir korkudur bende. Kaldırılıp atılacak, bir daha bakılmayacak yüzüne. Ve içindekiler, öylece unutulacak. Şimdi bu son sayfaya bakarken, sağa sola dağılmış onca 'eski defter’ in kaderini düşünüyorum. Hiçbiri doğru dürüst bitirilmemiş. Kiminde günlüklere başlanmış, birkaç sayfada kalmış. Kimi yeni yazı konuları, planlar, planlar... Kimi küçük bir antoloji: Gül şiirleri, yağmur şiirleri, yalnızlık şiirleri. Alıntılar defteri kimi de. Şiirler, denemeler, hatta gazete haberlerinden alıntılar, notlar. Bölük pörçük metinler, yazmışım. Bazısında anı kırıntıları ve okuma notları, gezi notları. Dedim ya, bitirilmiş hiçbir defterim yok benim, yarım hepsi. İlerde diyorum, durmaz sitem edecek. "Ah" diyecek, "baba, ne olurdu notlarını doğru dürüst tutsan... Bir orada, bir burada, darmadağınık her şey..." Mavi defterin son sayfasında, bütün yarım defterlerin kaderi okunuyor. Mavi defter, Kafka'nın "Mavi Oktav Defterleri"ni çağrıştırıyor ister istemez. Onlar da yarım değil miydi hep. Aforizmalar, öyküler, notlar... Ne diyordu Kafka bir yerde, "Her insan kendi içinde bir oda taşır." Bizden sonra bu defterleri bulanlar, odamıza girecek ve ayak izlerimize basa basa dolaşacaklar. Bütün mahremiyetimizi ellerinde tutmanın verdiği keyifle. Yakılsın, deyin istediğiniz kadar. Bir Max Brod çıkacak, ne varsa dökecektir ortalığa. Kafka, Brod'dan bütün eserlerini yakıp yok etmesini istemişti oysa... Fakat Brod, vasiyetini yerine getirmek yerine onun yaşamının ve eserlerinin bütün dünya tarafından tanınması gerektiğini düşünüyordu. Öyle de oldu, Kafka'nın defterleri bile elimizde şimdi. Bölük pörçük ne yazdıysa hepsi... Mavi defterin son sayfası bir de Hilmi Yavuz'un, Bulanık Defterler’ de söylediği ve daha birçok yerde tekrar ettiği o can yakıcı cümleleri hatırlatıyor: "Kaç sayfa kaldı? İnceliyor defter, sayfalar azaldı ve daha da bulanıklaşıyorlar azaldıkça... Azalan'a ve İncelen'e yakarılar yazmak isterdim: Rilke gibi söylemek isterdim ki, Azaltan ve İncelten’ in gölgesi kalksın defterlerin üzerinden. Defterlerin üzerinden kalksın ve düşsün güneş saatlerinin üzerine!" Evet, inceliyor hayatın defteri. Tıpkı önümdeki şu mavi kaplı defter gibi. Garip olan ve elbette hayatı çekilir kılan, hiçbirimizin defterin kaç sayfadan ibaret olduğunu bilmememiz. Defterin sonlarına geldiğini, sayfaların hayli azaldığını düşünenle, daha önünde çok sayfalar olduğunu varsayandan hangisinin defteri önce kapatacağını kimse bilmiyor. Meçhul sayfalara doğru sonsuz hülyalarla yürüyüp gidiyoruz. Bir gün ansızın... Defter yarım kalacak. Yarım kalmayan bir defter, tamamlanmış bir hayat var mı bildiğiniz. Bütün hülyalar eksiktir, bütün yaşamaklar yarım kalır. Şimdi şu mavi defter/ajanda, yarın sabah masadan gidecek. Yerine yine mavi (bu sefer açık mavi) bir defter/ajanda gelecek. Sabırsızlanıyor onun yerine geçmek için. Bilmiyor başına geleceği. Bilmesin, daha iyi. Yarın, onun ilk sayfası... Yeni bir başlangıç... Yeni, ne kadar yeni? Şu mavi defter, şimdi veda etmek istiyor. İçinde koskoca bir yılın özeti. Nasıl bir yıldı? Artık bir hatıradan ibaret ne varsa... Veda. Kış ortası, dışarıda güneşli bir sonbahar havası. Uzayıp giden bir sonbahar. Oysa kasımpatılar bile solup gitti. Kıştayız. Akşam Şiir’lerinden bir veda sahnesi. Defter ve yıl bitiyor, elveda: “İşte ben gittim, her şeyi söyledim gittim / işte benden herkese / herkese bir sonbahar”.